©2019 by PRactice Communication Management. Created with gratitude to our Ali Ağabey.

ÖNSÖZ

Mavi Yolculuk: Küçük Koylar - Keyifli rotalar

Şair Cemal Süreya “Mavi, bir renkten daha fazlası” der. “Mavi Yolculuk” daha da fazlası olabilir. İnsanın kolundan saatini çıkardığı, zamanı unuttuğu bir yolculuktur. Oysa arkada bir yerlerde zaman işlemeye hep devam eder…

Yakın süre önce Fransız düşünür Jacques Attali’nin “Denizin Tarihi” isimli bir kitabı yayımlandı. Dediğine göre… Atalarımızın (Homo Erectus) deniz yolculuklarına ilişkin ilk izler Girit’te bulundu ve bu izler 120 bin yıl önceye tarihlendi. Homo Sapiens’in mavi enginlere korkusuzca açıldığı dönem ise M.Ö. 60 binlerde başladı. Bu dönemdeki gemilerimiz 2-8 m. uzunluğunda, içi kesici kayalarla oyulmuş ağaçlar. Kayıtlara göre ilk yelkenliler ise M.Ö. 6 binlerde Uzakdoğu ve Mezopotamya’da kullanılmaya başladı. (s. 17-40)…

 

Halikarnas Balıkçısı’nın ilk seferlerini saymazsak Türkiye’de mavi yolculuk ancak 60 yıllık bir öyküdür. Ancak bu 60 yılda kıyılarımızda ve denizlerimizdeki yaşamda 6 bin yılda görülmemiş bir değişim yaşandığını söylesek herhalde abartmış olmayız. Sadece son 20-30 yılda, deniz üstündeki nüfusun abartısız 4-5 misli arttığının tanığıyız.

 

Tekne sayısı hızla arttı, teknelerin boyları uzadı. İskeleler de büyütüldü tabii. Tüm koruma kurallarına rağmen bazı koylarımıza beton döküldü. Bazı eşsiz mavi yolculuk duraklarımızı ise kentleşme ve kara turizmi baskısıyla yitirdik.

 

Ücra koylara wi-fi geldi, herkes elinde sosyal medyasıyla dolaşmaya başladı. Karayolu olmayan ıssız koylardaki tesislerde güneş enerjisiyle elektrik üretilir oldu, jeneratör gürültüsü azaldı, ama biraz da görüntü kirliliği oluştu. Kilometrelerce uzaktan bu ıssız koylara su hatları döşendi, tuvaletler-duşlar biraz derlenip toparlandı. Küçük koylardaki bazı işletmeciler değişti, pek azı kapandı, çoğu işi büyüttü, bir kısmı kolalı beyaz önlük, papyon, kravat taktı...

 

Mavi yolculuk duraklarımızda bir yıl sonraki her ziyaretlerimizde karşılaştığımız değişiklikler bazen bizi mutlu ediyor, bazen de üzüyor, sinirlendiriyor. Oysa sinirlenmeye gerek yok, kent kültürü, karmaşası ve kalabalığı bizi denizlerin ıssız kuytularında da izliyor. Aslında kentteki mahallemizde ne yaşıyorsak deniz yolculuklarımızda yaşadığımız da o.

 

Ama akıp giden zamanın denizi hayli üzdüğünü gözlemledik.

Çünkü kıyılarda yoğunluk arttıkça denizde oksijen azaldı, kirlilik arttı, yaşam kurudu. Sonuç: Oltayı-zıpkını eline alıp 5 dakikada denizden akşam yemeğini çıkaranlar hayal kırıklığı yaşamaya başladılar. Mavi yolculuklarımızın lezzet duraklarında yerli balıklar hayli azaldı. İthal-donmuş deniz ürünleri sıradan bir gerçeklik haline geldi. Denizde bulanıklık, rahatsız edici mikro organizmalar, zehirli tropikal balıklar, denizanaları arttı. İklim bile değişti; sakin deniz Akdeniz’de tropikal kasırgalar başladı.

 

İnsanın doğayı değiştirme arzusu ve tahrip yeteneği bir ağacın kabuğundaki çizik gibi. Zaman geçtikçe çizik küçülmüyor, büyüyor. Bundan bir 20 yıl sonra yeni denizci kuşakları nasıl bir deniz, nasıl bir deniz kültürü, nasıl bir mavi yolculuk bekliyor? Gerçekten bilemiyorum.

Ancak bugün hâlâ, mavi denizlerimizde yaşanacak çok güzel günler olduğu kesin. Mavi, hâlâ bir renkten çok daha fazlası...

Ali Boratav

Aralık 2018